Akredite Sendikacılık mı?

Türk Silahlı Kuvvetleri antetli raporda sendikaların tehlikeli görülenlerin engellenmesi gerektiği hususu, gerekli birimlerin uyarılması isteniyor. Bu belge sahte değilse sendikal hak ve özgürlüklere karşı bir suç, bir hak ihlaliyle karşı karşıyayız.

İstanbul - Birgün
08 Şubat 2007, Perşembe
Kredi, güven, itibar anlamlarına gelen akredite sözcüğü gazetecilikte genellikle bir kurumun toplantılarını, faaliyetlerini izlemek üzere kayıt yaptırmış ve kabul edilmiş olmak anlamında kullanılıyor. Akredite olmak, kabul edilmek ve güven duyulmak demek. Akreditasyondan mahrum bırakma ise gazetecilere karşı bir cezalandırma ve "ıslah" yolu olarak kullanılabiliyor. Öte yandan "akredite gazetecilik" bazen "iliştirilmiş gazetecilik" halini de alıyor Ancak yazımızın konusu gazetecilik değil; konumuz "akredite sendikacılık" veya "askeri" sendikacılık.

5 Şubat 2006 tarihli Yeni Şafak gazetesi ve sendika.org İnternet sitesinde yer alan bir haber nedense pek ilgi yaratmadı. Haberde "Türk Silahlı Kuvvetleri antetli, "gizli" ibareli bir rapordan bazı sayfaların fotokopi yoluyla çoğaltılıp Türkiye Kamu-Sen'liler tarafından kamu kurumlarına ve özellikle okullara dağıtıldığı" iddialarına yer veriliyordu. Haberde şu ifadeler yer alıyordu: "GZİ-27300-18 sayılı, "gizli"ibareli Türk Silahlı Kuvvetleri antetli raporda Türkiye'deki bütün sendikaların üye sayıları, üye profilleri ve siyasi görüşlerine yer verilerek, "tehlikeli" görülenlerin engellenmesi gerektiği hususunun valiliklere bildirilmesi, gerekli birimlerin uyarılması isteniyor.

Raporda, Eğitim-Sen'in içerisinde Kürtçü ve bölücü yapılanma olduğundan söz edilirken, Eğitim Bir-Sen içinse, 'Kurumsal anlamda sendikadan çok dinci bir örgüt görüntüsündedir' gibi iddialar yer alıyor. Türkiye Kamu-Sen'e bağlı Türk Eğitim-Sen hakkında ise, 'Sendikada Atatürkçü, milliyetçi, muhafazakâr grupların örgütlendiği ve her siyasi görüşten eğitimcilerin milliyetçilik bağlamında bir araya geldiği' ifade ediliyor." Bu haber ne yazık ki henüz yalanlanmadı.

Umarız bu belge sahtedir ve yalanlanır. Eğer değilse sendikal hak ve özgürlüklere karşı işlenmiş bir suç ve yeni bir hak ihlali ile karşı karşıyayız. Anayasanın güvencesi altında olan sendikaların bir ordu raporunda suçlandığı ve töhmet altında bırakıldığı rejime demokrasi denemez. Bir hukuk devletinde sendikaların faaliyetleri ancak üyelerinin ve yargının konusu olabilir ordunun değil.

Aslında "akredite sendikacılık" yabancısı olduğumuz bir uygulama değil. Yıllardır işverenlerin "akredite" sendikaları hep oldu. Bu "akredite" sendikalar can simidiydi. Biraz sınırı aşan, emeğin çıkarlarını gerektiği gibi savunan bir sendika filizlendiğinde imdada bu "akredite" sendikalar yetişirdi. Madem sendikadan kaçınmak mümkün değil o halde "akredite" olsundu! Üstelik bu yola hükümetler de sık sık başvurdu. 1946 Haziran ayında kurulan sendikaların pek çoğu "akredite" olmadıkları için altı ay sonra sıkıyönetim tarafından kapatıldı. 1980 öncesinde bolca rastlanan "akredite" sendika uygulamasının son örneği AKP tarafından Tarım Bakanlığı'nda gerçekleştirilmiş ve işçiler hükümetin "akredite" ettiği bir sendikaya üye olmaya zorlanmıştı.

Eğer haberde yer alan belge doğruysa Genelkurmay da "akredite" sendika uygulamasını başlatmış oluyor. Böyle bir uygulamanın demokrasi ve hukuk devletiyle bağdaşmadığı açık. Bir izahını bulamadık. "Acaba söz konusu belge mutat bir "işveren"ilgisinden mi kaynaklanıyor; bir işveren olarak sendikalaşma olasılığı nedeniyle bir sendika raporu mu hazırladılar" diye düşündük. Çünkü askeri bürokrasi (sivil ve asker memurlarla birlikte) kalabalık bir ücretli kesimini oluşturuyor; Ordu aynı zamanda en büyük işverenlerden biri.

Bilindiği gibi pek çok Avrupa ülkesinde asker sendikaları var. Heyhat, ülkemizde askerlerin sendikalaşması sözü bile edilemeyen bir tabu. Askerler bir yana Milli Savunma Bakanlığı ve ordu bünyesinde çalışan sivil memurların bile sendika hakkı yok. O halde adı geçen rapor mutat bir "işveren" ilgisinden kaynaklanıyor olamaz. Değilse, o halde ne?

Bu "akredite" sendikacılık veya "askeri" sendikacılık belgesi yalanlanacak mı? Yoksa sendikal haklar üzerinde yeni bir gölge olarak kalacak mı? (AÇ/TK)

* Aziz Çelik'in bu yazısı, 8 Şubat 2007'de Birgün gazetesinde yayınlandı.

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN